Rodos:
Gemiden Orta Çağ’a Açılan Kapı
Rodos, daha ilk adımda güçlü bir karaktere sahip olduğunu hissettiren adalardan biri. Limandan yürüyerek birkaç dakika içinde Old Town’a ulaşmak, adanın en büyük avantajlarından biri. Gemiden inip kısa bir yürüyüşle kendinizi bir anda Orta Çağ atmosferinin içinde buluyorsunuz.
Şövalyeler Sokağı’nda ilerlerken taş binalar, dar sokaklar, küçük avlular ve tarihi kapılar adeta geçmişe açılan detaylar gibi karşınıza çıkıyor. Rodos’un eski şehir bölgesi yalnızca korunmuş bir tarihi alan değil; aynı zamanda bugün de yaşayan, nefes alan, sokaklarında insanların dolaştığı canlı bir yer. Bu yüzden gezerken yalnızca tarihe bakmıyor, o tarihin içinde zaman geçiriyorsunuz.
Bir sokak arasında kahvenizi içmek, küçük dükkânlara göz atmak ya da sadece taş duvarların arasından yürümek bile Rodos’u hissetmek için yeterli olabiliyor. Kısa bir liman molasında bile uzun bir yolculuğa çıkmışsınız gibi hissettiren nadir yerlerden biri burası.
Rodos’un akşam tarafı da ayrı güzel. Mandraki Limanı çevresinde yürürken deniz kokusu ve restoranlardan gelen yemek kokuları birbirine karışıyor. Old Town içinde ve sahil hattında yer alan tavernalar, deniz ürünleri ve mezeleriyle keyifli bir akşam için çok uygun. Sokaklar hareketli ama yorucu değil; müzik sesleri, dolu masalar, yürüyen insanlar ve ışıklar adaya sıcak bir canlılık katıyor.
Rodos, yalnızca liman çevresinden ibaret sanılacak bir ada da değil. Adaya biraz daha açıldığınızda ne kadar büyük ve zengin bir yer olduğunu fark ediyorsunuz. Kelebekler Vadisi, uzun sahil şeritleri, saklı koylar ve Lindos tarafındaki plajlar, Rodos’u bir sonraki seyahatte daha uzun keşfetme isteği uyandırıyor. Cruise rotasında tadına bakılan ama akılda “buraya tekrar gelmeliyim” hissi bırakan duraklardan biri.